Lezzetlerimizi ve özel anlarımızı keşfetmek
için sosyal medyada bize katılın!
Samsun sofralarında yalnızca balıkla sınırlı kalmaz;
bir kültürün, bir yaşam biçiminin ifadesine dönüşür.
Denizden gelen tazelik, topraktan gelen doğallıkla birleştiğinde sofralar hem görsel hem de duygusal bir şölene evrilir.
Samsun mutfağında balığın yanında sunulan her eşlikçi, bir anlam taşır.
Mısır ekmeği sadece doyurucu bir parça değildir, denizin tuzunu yumuşatır, balığın yağını dengeler. Karadeniz otlarıyla yapılan kavurmalar ise doğanın cömertliğini sofraya taşır; dağların yeşilini, yaylaların serinliğini hissettirir. Hamsi pilavı, tek başına bir ana yemek kadar güçlüdür; içinde barındırdığı pirinç, soğan ve baharatlarla denizle karayı aynı tabakta buluşturur.
Her sofrada mutlaka bir limon sıkılır; çünkü Karadeniz’de balık limonsuz düşünülemez.
Limonun asiditesi, denizin yoğunluğunu hafifletir, damağa tazelik katar. Yanına yoğurtlu sarma ya da kavrulmuş karalahana geldiğinde ise, geçmişten bugüne taşınan gelenek tamamlanır.
Bu sofralarda balık yalnızca besin değildir; bir hikâye, bir ritüel, bir hatıradır. Sabahın serinliğinde ağ atan balıkçının emeği, taş fırında kızaran mısır ekmeğiyle buluşur. Paylaşılan her tabak, aslında Karadeniz’in ruhunu paylaşmaktır.
Bu sofralarda balık yalnızca besin değildir; bir hikâye, bir ritüel, bir hatıradır. Sabahın serinliğinde ağ atan balıkçının emeği, taş fırında kızaran mısır ekmeğiyle buluşur. Paylaşılan her tabak, aslında Karadeniz’in ruhunu paylaşmaktır.
Dahası, Samsun sofraları sadece tatlarıyla değil, oturma düzeniyle, sohbetleriyle, aileyi ve dostluğu bir arada tutma geleneğiyle de özeldir.
Balık, o sofranın merkezindedir; ancak etrafındaki çeşitlilik, hayatın renklerini yansıtır. Samsun’da balık yemek sadece karnı doyurmaz; insanı Karadeniz’in rüzgârına, dalgalarına, yeşiline ve tarihine biraz daha yakınlaştırır.
Tam da bu kültürün kalbinde, “Pamuk Kardeşler”den Cemo’nun hikâyesi yatar. Çocuk yaşta ağlarla tanışan Cemo, sabahın alacakaranlığında babasıyla denize açılır, ilk hamsilerini elleriyle seçmenin heyecanını yaşardı. Balık, onun için yalnızca bir geçim kaynağı değil; emeğin, sabrın ve denizin cömertliğinin simgesiydi. Yıllar geçtikçe denizden kazandığını sofralara taşımanın en saf yolunu aradı: aracısız, doğrudan, taptaze…
Tam da bu kültürün kalbinde, “Pamuk Kardeşler”den Cemo’nun hikâyesi yatar. Çocuk yaşta ağlarla tanışan Cemo, sabahın alacakaranlığında babasıyla denize açılır, ilk hamsilerini elleriyle seçmenin heyecanını yaşardı. Balık, onun için yalnızca bir geçim kaynağı değil; emeğin, sabrın ve denizin cömertliğinin simgesiydi. Yıllar geçtikçe denizden kazandığını sofralara taşımanın en saf yolunu aradı: aracısız, doğrudan, taptaze…
Bugün “Pamuk Kardeşler Cemo” adı,
Samsun kıyılarında sadece bir balıkçının değil,
Karadeniz’in tüm samimiyetinin ve sofralarda
paylaşılan dostluğun simgesi oldu.
Samsun kıyılarında sadece bir balıkçının değil,
Karadeniz’in tüm samimiyetinin ve sofralarda
paylaşılan dostluğun simgesi oldu.
Hep birlikte oturduğumuz sofralarda balık, yalnızca tabakta değil; sohbetlerimizde, kahkahalarımızda, hatıralarımızda da yer buldu. Denizin bereketiyle kurulan her sofrada, aslında kendi hikâyemizi, çocukluğumuzu, anılarımızı da paylaşır olduk.
Nice keyifli sofralarda buluşmak dileğiyle…
Karadeniz’in en özel mahsullerini ve taze otlarını harmanlayarak geleneksel mezelerimizi modern dokunuşlarla yeniden yorumluyor, sıcak ve soğuk deniz lezzetleriyle keyifli sofralarda buluşuyoruz.